Blogger templates


Sitemizi Facebook'ta Beğenin

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Kastamonu İli Tanıtımı

kastamonu ili şehir tanıtımı, 37 plakalı ilimiz kastamonu, şehit şerife bacı'nın memleketi kastamonu, kastamonu şehrinin tarihi ve turistik yapısı, kastamonu gezi rehberi, kastamonu ile ilgili bilgiler, kastamonu ile ilgili fotoğraflar, kastamonu'nun detaylı tanıtımı, kastamonu kış turizmi, kastamonu deniz turizmi, kastamonu inanç turizmi, kastamonu'daki külliyeler ve medreseler, kastamonu konakları, kastamonu doğa turizmi, kastamonu'daki anıtlar ve müzeler, kastamonu'daki arkeolojik kazılar ve kanıtlar, kastamonu mutfağı,

Kastamonu Kalesi'nden Bir Görünüm



KIŞ TURİZMİ
İlimizin güneyinde 40 km mesafede bulunan Ilgaz Dağı Çankırı ile sınırımızı da oluşturur. Orta Anadolu ile Kuzey Anadolu arasında yer alan Ilgaz Dağı antik dönemde Olgassys olarak adlandırılmakta ve o dönemlerden günümüze heybeti ile saygı uyandıran bir dağ konumundadır. Ilgaz Dağları önemli bir kış sporları Turizm merkezi olarak da kullanılmaktadır. Burada çeşitli resmi ve özel kuruluşlara ait tatil köyü ve konaklama tesislerinin yanında alanda 800 mt ve 1500 m. uzunluğunda 2 adet pist de yer almaktadır. Ayrıca alan üzerinde telesiyej ve teleksi tesisleride bulunmaktadır. 1976 yılında Milli Park alanı ilan edilen Ilgaz Dağlarını en yüksek noktasını 2587 m. ile büyük Hacet tepesi oluşturur.
Kastamonu İli'nden Kış Manzaraları

DENİZ TURİZMİ


Kastamonu'nun Karadeniz'e 170 km'lik bir sahil şeridi bulunmaktadır. Bu sahil şeridi üzerinde Cide, Doğanyurt, İnebolu, Abana, Bozkurt ve Çatalzeytin ilçeleri doğal plaj, liman ve dalış alanları ile bulunur. Bu ilçelerden Cide 8 km'lik kumsalı ile Türkiye'nin en önemli kumsal sahillerine sahip beldelerden bir tanesi arasında yer alırken, Gideros doğal koyu ise eşsiz güzelliği ve arkeolojik sit alanı olmasıyla da önem kazanmaktadır. Sahil üzerinde bulunan İnebolu, yaklaşık 2 bin yıllık kent kültürü ve kendine özgü yapısı ile Karadeniz'in en önemli yerleşimden biri iken, Bozkurt'a bağlı Beldeğirmeni Kasabası'nda yer alan 600 yıllık anıt ağaç da dikkat çekmektedir. Kastamonu sahilinin en doğusundaki Çatalzeytin de antik Ginolu Koyu ile Kastamonu sahilinin bir incisi olarak parlamaktadır.  

İNANÇ TURİZMİ
Kastamonu'nun sahip olduğu tarihsel yapıların birçoğu, ilin Türk-İslam kültürü içinde kalan ve dinsel alanda kullanılan yapılardır. En eskisi yaklaşık 800 yıllık olan bu yapılar hala birebir kullanılırken, Kastamonu halkının geçmişle olan bağlantısını daima canlı tutmaktadır. Kastamonu'da inanç turizminin odak noktaları arasında; kent merkezinde bulunan Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi, Kasaba Köyü Mahmutbey Camii, Yakupağa Külliyesi, Benli Sultan Türbesi gelmektedir. 

KÜLLİYELER - MEDRESELER
Nasrullah Külliyesinde Münire Medresesi: Mülkiyeti Nasrullah Kadı Camii Şerifi Vakfına aittir. 1506 yılında Yakup oğlu Nasrullah Kadı tarafından yaptırılmıştır.
- Nasrullah caminin batı köşesinden başlayıp kıble tarafı boyunca uzanarak güney doğu köşesine kadar uzanan bina kesme taş karışık ve tuğla hatıllı duvar yapısına sahiptir. Üzeri kiremit kaplı, moloz ve 15 adet odadan oluşmaktadır.
- 1224, 1230, 1259 ve 1279 hicri yıllarında onarım görmüştür.
- Yapı şu anda el sanatları çarşısı olarak kullanılmaktadır.

Nasrullah Külliyesinde Numaniye Medresesi: Mülkiyeti Nasrullah Kadı Camii Şerifi Vakfına aittir. 1688 yılları civarında Cecelizade İbrahim Nureddin Efendi tarafından yaptırılmıştır.
- Kesme ve moloz taştan yapılmış bina kubbeli bir çatı örtüsüne sahiptir.
- Yapılan onarımında dış cephe derzleri, iç sıvaları ve çatı örtüsü yenilenmiştir.
- Medrese restoran olarak kiralanmıştır.

Nasrullah Külliyesinde Tevfikiye Medresesi: Mülkiyeti Nasrullah Kadı Camii Şerifi Vakfına aittir. 1240 / 1824 yılında Hatipefendizade Mehmet Tevfik Efendi tarafından yaptırılmıştır.
- Ahşap olan yapı Cumhuriyet döneminde yeniden kesme taş ile inşa edilmiştir.
- Medrese dükkan olarak kiraya verilmiştir.

İsmailbey Külliyesinde Medrese: Mülkiyeti İsmailbey Vakfına aittir. İsmail Bey tarafından 1461 yılında yaptırılmıştır.
İsmailbey Caminin kuzey doğu köşesinde moloz taş örgülü, üzeri kiremit örtülü bir medresedir.İçerisinde 10 adet oda vardır.
- 2008-2009 yıllarında yapılan onarımda dış cephe derzleri, avlu düzenlemesi ve çatı örtüsü yenilenmiştir.
- Medreseye ait odalar dükkan olarak kiraya verilmiştir.

İsmailbey Külliyesinde Sıbyan Mektebi (Kur-An Kursu): Mülkiyeti İsmailbey Vakfına aittir. İsmail Bey tarafından 1461 yılında yaptırılmıştır.
- Üzeri tuğla örtülü moloz-tuğla almaşık örgülü bir yapıdır. 2 odadan oluşur. Etrafında moloz duvar örgülü, pencereli bahçe duvarı mevcuttur.
- Yapılan onarımda cephe derzleri yenilenmiş, muhdes yapılar kaldırılmıştır.
- Kuran kursu olarak kullanılmaktadır.

Şeyh Şaban-I Veli Külliyesi (Türbe): Mülkiyeti Şeyh Şaban-i Veli Vakfına ait olup, 1611 yılında yaptırılmıştır.
- 2008-2009 yılları onarımında türbe kurşun kaplaması ve dış cephe derzleri yenilenmiş, türbeye ek yapılan muhdes yapılar kaldırılmıştır. Sandukalar onarılmıştır.
- Türbe ziyarete açıktır.

Yakupağa Külliyesinde 1. Medrese: Mülkiyeti Yakupağa Camii Vakfına aittir. 1547 yılında Abdurrahman oğlu Yakup Ağa tarafından yaptırılmıştır.
- Kesme taştan yapılmış, üzeri kubbeli ve kurşun kaplı, dikdörtgen planlı bir yapıdır.
- 2006 yılında tamamlanan onarımında harabe durumda olan medresenin üst örtüsü kurşun olarak yapılmış, yıkılan duvarları tamamlanmıştır.
- Yapı kiraya verilmiş olup, hizmete açıktır.
Yakupağa Külliyesinde 2. Medrese: Mülkiyeti Yakupağa Camii Vakfına aittir. 1547 yılında Abdurrahman oğlu Yakup Ağa tarafından yaptırılmıştır.
- Kesme taştan yapılmış, üzeri kubbeli ve kurşun kaplı, dikdörtgen planlı bir yapıdır.
- 2006 yılında tamamlanan onarımında harabe durumda olan medresenin üst örtüsü kurşun olarak yapılmış, yıkılan duvarları tamamlanmıştır.
- Yapı kiraya verilmiş olup, hizmete açıktır.

Yılanlı Külliyesi Kapı Portalı: Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. Şeyh Abdulfettah-ı Veli tarafından 1272 yılında yapılmıştır.
- Kesme taştan yapılmış Yılanlı Darüşşifası taç kapısında Türk Süsleme Sanatı’nın sonsuzluk ve simetri ilkesi en iyi şekilde uygulanmıştır. Bitkisel ve geometrik içerikli motiflerle bezenmiştir. 

MİMARİ YAPI - KONAKLAR
Kastamonu'nun coğrafi yapısındaki değişik etmenlerden dolayı sivil mimarlık öğeleri de, içinde bulundukları yörenin beşeri coğrafyasına uygun olarak yapım tekniği ve tasarımlarında oldukça zengin bir çeşitlilik sunmaktadırlar.Özellikle kent merkezinde yer alan konakların en önemli özellikleri arasında ilk başta gelen unsur, her bir yapının ön cephelerinde farklı mimari tasarım ve estetik anlayışın hayata geçirilmiş olmasıdır. Yani bu belirli bir "Kastamonu Konağı" denilebilecek bir olgunun ortaya çıkması değil 400 adet farklı mimari tipolojinin varlığı anlamına gelmektedir. Kastamonu konaklarındaki bir diğer önemli farklılık ise üç katlı konakların birinci katı, diğer kentlerin aksine sağır değil, birebir hayata açılan ve günlük yaşamın başladığı ve hayat bulduğu kat olmasıdır. İkinci katlar aile yaşamının ortak alanı iken, üçüncü katlar ise evin konakların için ayrılmış özel mekanlar olarak tasarlanmışlardır. Sivil mimarlık yapılarındaki, komşunuzun güneşini, gölgesini ve manzarasını engellememek ile bulunduğu alanı en iyi şekilde değerlendirme düşüncesi, Kastamonu'daki konaklarda en iyi şekliyle görülmektedir. 

DOĞA TURİZMİ
Valla Kanyonu: Devrekani çayının Karadeniz'e yolculuğunda Küre Dağları içinde açmış olduğu bu doğa üstü fenomen, Pınarbaşı'nın 26 km. kuzeyindeki Muratbaşı Köyü yakınlarında Devrekani çayı ile Kanlıçay'ın buluştuğu yerde başlar. Kuzeyindeki Cide'ye doğru yaklaşık 10 km. uzanan kanyon, 800-1200 m. arasındaki yüksek kayalık uçurumlara sahiptir. Bu kayalıklarda Kartal, Şahin, Akbaba gibi yırtıcı kuşlar bulunur. Kanyonun içi profesyonel ya da yerel rehber ve uygun ekipman olmadan asla geçilemez.

Ilgarini Mağarası:
Pınarbaşı'nın 36 km. kuzeydoğusundaki Yamanlar Köyü yakınlarındadır. Uzunluğu 858 metre, derinliği 250 metre olan mağaraya yaklaşık 1.5-2 saatlik bir yürüyüş ile ulaşmak mümkündür. Ancak yoğun ormanlık alanda kaybolma tehlikesine karşı yerel rehber mutlaka alınmalıdır. Mağara içinde bir çok sarkıt ve dikitler bulunduğu gibi Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait şapel, mezarlar ve sarınçlar da görülebilir.
Ilıca Şelalesi: Pınarbaşı'na 12 km. uzaklıkta Ilıca Köyü içinde yer alan şelale, 15 metre yükseklikten aşağıya dökülmektedir. Suyun döküldüğü yerde oluşan doğal havuzun çevresi oldukça çeşitli bitki örtüsü ile de kaplıdır.

Horma Kanyonu:
İçinden Zarı Çayı geçen yaklaşık 4 km. olmasına rağmen yerel rehber kullanılmadan geçilmemesi gereken bir kanyondur. Suyu geçtiği alanlarda oluşan derin kazanlar ve kuyular, Horma Kanyonunu oldukça tehlikeli kılmaktadır. 

ANITLAR - MÜZELER
Liva Paşa Konağı-Kastamonu Etnografya Müzesi: 1879-1881 Yıllarında Mir Liva Sadık Paşa tarafından haremlik ve selamlıklı olarak bodrum artı üç katlı olarak yaptırılmış, konak 1997 senesinde Etnografya müzesine dönüştürülmüştür. Müzenin girişinde zemin katta, Kastamonu’ya ait eski görüntülerin bulunduğu fotoğraflar bulunmaktayken, kışlık kat olarak kullanılan orta katta Kastamonu el zanaatlarını yansıtan ahşap el oymacılığı eserleri, dokumacılık, semer ve koşum takımcılığı, baskıcılık, kunduracılık, urgancılık ve bakırcılık seksiyonları bulunmaktadır. Yazlık kat olarak kullanılan üst kat ise bir müze ev olarak düzenlenmiş, bir konağın içinde bulunan gelin odası, oturma odası, günlük odalar (kadın-erkek), misafir odası, başoda olarak hazırlanmıştır.

Kastamonu Valiliği Kent Tarihi Müzesi: Tarihi kentler Birliği 2002 Eylül ayında almış olduğu tavsiye kararı uyarınca 29 Ekim 2002 tarihinde Türkiye’nin ilk kent tarihi müzesini Kastamonu Valiliği açmıştır. Kastamonu Valiliği tarafından oluşturulan ve kendi formatında bir öncü olan müze Hükümet Konağının hemen altında yer almaktadır. Kastamonu’nun kentlileşme süreci içerisindeki gelişmelerini fotoğraf, grafik ve çeşitli objelerle ziyaretçilerine sunan müze içersinde 1904 yılına ait Anadolu’nun ilk el yapımı konsol piyanosu Kastamonu sanayi nefise mektebinde 1907 yılında yapılan 40mt karelik halı gibi nadir eserlerde sergilenmektedir.

İstiklal Yolu Projesi Kapsamında yapılan Halime Çavuş Anıtı:
Ilgaz Dağı’ndan Kastamonu’ya uzanan 40 Kilometrelik Havzamızın içinde, turizm projelerimizin temilini oluşturan, İnebolu’dan Ankara’ya uzanan Atatürk ve İstiklal Yolu’nun da bir bölümü bulunmakta. Daha önce önemli bir parkur olarak hayata geçirdiğimiz İstiklal Yolu projesi kapsamında diktiğimiz Halime Çavuş Anıtı’nın çevresindeki düzenleme daha da genişletilecek. Ayrıca yine buradaki protokol karşılama alanı da düzenlenecek.

Hamamcı Kadı Salih Reis Heykeli: Proje kapsamında yine İnebolu’da Hamamcı Kadı Salih Reis’in heykeli dikilmiştir. Biz, Türk Oacağı binasının duvarlarına asılacak olan siyah beyaz eski fotoğrafları incelerken 70 yaşını aşkın bir ihtiyarın bir top mermisini omuzlarına alıp taşıması bizi oldukça heyecanlandırdı. Ve o anda bu kişinin anısının ölümsüzleştirilmesi için anıtın dikilmesi karırını aldık ve fotoğrafltaki aslına uygun olarak heykeli yapıldı.

Kastamonu Şehitler Anıtı: Proje kapsamsındaki diğer bir çalışma ise Kastamonu Şehitliği ve Şehitler Anıtı’nda yapılan düzenlemeler olmuştur. Oradaki anıt elden geçmiş, anıtı kaplayan mermerlerin tümü değiştirilecrek yenilenmiştir. Bunun yanı sıra anıtın kaidesindeki Milli Mücadeleyi simgeleyen seramik rölyefler oldukça önemlidir. Belli bir olay örgüsünü takip eden bu rölyefler 7 bölümden oluşturulmuştur.

Halime Çavuş Heykeli: proje kapsamında en son çalışmamız ise kadı dağı mevkiindeki halime çavuş anıt heykeli’nin yapımı olmuştur. Kastamonu için yine tarihsel öneme haiz bu kahramanımız, olayları birebir yaşamış ve savaş sonrasında da Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara’da ağırlanıp, Gazi unvanı ve İstiklal Madalyası ile taltif edilmiş bir şahsiyettir. Biz de bu tarihsel şahsiyeti ölümsüzlüğe taşımak için böyle bir anıt yapımı için kollarımızı sıvadık.

Kışla Parkı Atatürk Anıtı: İki bölümden oluşan Atatürk Anıtı, Kastamonu Valiliği 100. Yıl kutlama komitesi tarafından heykel bölümü heykeltıraş Metin Haseki, yerleşim projesi ise Mete Ünal’a yaptırılmış ve 23 Ağustos 1982 yılında da açılışı yapılmıştır.

Atatürk ve Şerife Bacı Heykeli: Kastamonu’nun olduğu kadar Türk kadının da Milli Mücadele’deki sonsuz cefakarlığını anlatan bir olay varsa o da Şehit Şerife Bacı’nın trajik ama anıtsallaşmış hikayesidir. Milli Mücadele yıllarlında, özellikle İnebolu’dan Ankara’ya olan sevkiyatı yazıları ile gönümüze taşıyanlar, Kastamonu kadınının sonsuz cefakarlığını sık sık dile getirmişlerdir. Şerife Bacı vatanın istiklal yolunda şehit olan kahramanlarımızdan biri olarak Milli Mücadele’deki Türk kadının sembollerinden biri olmuştur. Kastamonu Valiliği hem Şehit Şerife Bacı’yı sonsuza taşımak ve Kastamonu Kadının Milli Mücadele’deki katkısını anıtsallaştırmak, hem de Milli Mücadele’den Cumhuriyete uzanan o destansı günleri anlatmak üzere Cumhuriyet Meydanı’na bir anıt heykel grubu yapımına karar vermiştir. Prof. Dr. Tankut Öktem, Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtını 1985 yılında tamamlamış, anıt, aynı tarihte de meydandaki yerini almıştır.


Tüm bu yapılar dışında; Kastamonu ve Kastamonulular için gurur kaynağı olan başka durumlar daha vardır. Bunlardan ilki; Kastamonuluların Millî Mücadele döneminde gösterdiği fedakârlıklardır. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı (Özellikle Çanakkale Cephesi) ve Millî Mücadele dönemi genel olarak ele alındığında; herhangi bir işgale uğramadığı hâlde, en çok şehit veren şehir Kastamonu'dur. Kastamonu'nun bu özelliği halkın kendi üzerine aldığı bir ünvan değil, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin belgelerine dayanan bir durumdur. Kastamonu halkı ise bu özelliğine bırakın üzülmeyi; aksine Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki belirgin katkısından dolayı haklı bir gurur yaşar ve atalarıyla iftihar eder.

Kastamonu'nun sahil kesiminde yer alan ve Millî Mücadele Dönemi'ni anlatan eserlerde dahi adı anılmadan yapılamayan İnebolu ilçesi; TBMM tarafından Millî Mücadele'ye katkılarından dolayı İstiklâl Madalyası'na layık görülmüştür. İsmine unvan verilen şehirlerimiz de dahil, ilçe olarak bu madalyaya sahip başka bir yer yoktur. İlçeye verilen İstiklâl Madalyası, "Yiğit" unvanını isteyen İnebolu halkı için bir gurur kaynağıdır.

Yine Millî Mücadele Dönemine ait bir diğer övünç hadisesi de, İstiklâl Marşı'dır. İstiklâl Marşı da ilk kez, Millî Mücadele'ye tüm bu katkıları yapan Kastamonu'da okunmuştur. Mehmet Akif Ersoy tarafından Nasrullah Camii'nin bulunduğu meydanda halka okunmuş ve şehirde büyük coşku kaynağı olmuştur. Ertesi gün ise; Kastamonu yerel gazetelerinden Açıksöz Gazetesi'nde İstiklâl Marşı'nın tamamı yayımlanmıştır. (İlgili Gazetenin İlgili Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz)

ARKEOLOJİ
Kastamonu’nun, arkeolojik bazı kazı ve yüzey araştırmaları sonucunda Paleolitik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir kronolojiye sahip olduğu görülür. Anadolu arkeolojisi içerisinde bölge üzerine pek araştırma olmaması nedeniyle Kastamonu üzerine bilgiler de özellikle erken dönemler için çok yetersizdir. Kısıtlı sayıdaki yüzey araştırması ve kazı çalışmasına bakarak elde edilen veriler ise bölge arkeolojisinin Anadolu tarihi açısından yine de önemli olduğunu vurgular. Yapılan araştırmalar bölgenin Paleolitik dönemle birlikte neolitik, kalkolitik ve erken tunç dönemlerine kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olduğunu gösterir.

Bu çağların sonrasında, M.Ö. II. Bin Anadolu tarihi coğrafyasına bakıldığında Kastamonu ve çevresinde Pala ve Tummana adı verilen kavimlerin yerleşik olduğu görülür. Bu kavimlerin kullandığı dile Palaca adı verilirken, çivi yazısı formatındaki yazılarını içeren çok az sayıda kil tablete de Hitit arşivlerinde rastlanmıştır. Büyük ihtimalle Transkafkasya kökenli olan bu kavimler yakın akrabaları olan Hititler ve Luwiler ile aynı çağlarda Anadolu’ya gelmiş ve bu bölgeye yerleştikleri düşünülmektedir.

M.Ö. 1200’lü yılların sonlarına doğru Hitit Devleti yıkılırken Anadolu, özellikle Balkanlar’dan gelen Trak Kavimlerinin tarafından istila edilmişti. Bu Tak kabilelerinden olan ve özellikle Eskişehir Afyon dolaylarında hâkimiyeti bilinen Frigler Kastamonu bölgesinde de siyasal bir güç olmayı başarmışlardı. M.Ö. 7. Yy’da Kimmer istilasına maruz kalan bölge, daha sonra Lydia kralı Alyettes’in Kimmer tehlikesini ortadan kaldırması ile kral Kroissos döneminde ( M. Ö. 561-546 ), Lydia egemenliğine girmiştir. M.Ö. 546 yılından itibaren ise bölgede Pers hâkimiyeti başlar. Anadolu’da başlayan Pers hakimiyeti ile Papahlagonia Phrygia satraplığına bağlanmıştır. Aynı yıllarda yani M.Ö. 6. yy’da bölgenin kıyı kesimleri Ionia Bölgesi şehri olan Miletos tarafından kolonize edilmeye başlamıştır. M.Ö. 333 yılına gelindiğinde Büyük İskender yönetimi altına giren bölgede M.Ö. 298 yılında Ktistes Mitridates tarafından Ilgaz Dağları’nda yer alan Kimiata kentinde Pontus Devleti kurulmuştur.

M.Ö. I. Bin olarak anılan çağla birlikte Kastamonu Bölgesi Paphlagonia olarak adlandırılır. Bu bölgenin halkı açık olmamakla birlikte batıdan yani Balkanlar’dan gelmiş bir Thrak boyunun uzantısı olduğu düşünülebilir. Antik tarihçilerden Ksenphon Paphlagonia bölgesinde“Kotys” adlı bir liderden söz eder ki, bu isime Thrakialılar arasında sık rastlanır. Ancak, Thrak göçlerinden etkilense bile bölge, halkının önemli bir bölümünün bu bölgede M.Ö. II. Binyılda yaşadığı bilinen Palaların devamının olması daha da mümkün görünmektedir.

Roma çağlarına geldiğimizde ise MÖ 64 yılında Pompeiopolis-Taşköprü kentinin kurulması, buranın ilk önce bölge meclisinin birlik merkezi olması, daha sonra ise MS 150’lerle birlikte bölge başkenti olması ekonomik, sosyal ve kültürel alanda bölgeyi hem ilerletmiş hem de bilinir kılınmasını sağlamıştır. 

KASTAMONU MUTFAĞI
Kastamonu kültürünün kökenleri ve geniş coğrafyasının sunduğu çeşitlilik zengin bir mutfak kültürü oluşturmuştur. Bu kültürü besleyen ana damarlar; iklim, coğrafya ve bunlara bağlı olarak da tanımsal faaliyetlerdir. Binlerce yıllık kültür birikiminde Kastamonu önemli bir derinliğe sahip olmuştur. Bu derinlik tanımsal faaliyetlere bağlı olarak yemek çeşitliliği, beşeri koşullara da bağlı olarak bu yemeklerin isimlendirilmesinden, pişirme yöntemine, sofra araç gereçlerinden ahşap ve bakırdan sofra eşyası üretimine kadar yayılmıştır.

Kastamonu mutfağı üzerine yapılan derleme ve tespit çalışmaları 1950'li yılların başına kadar gider. Bu tarihlerde Arkeolog Ahmet Gökoğlu'nun yaptığı çalışma sonucunda 812 çeşit yemek tespit edilmiş ancak tespit edilen bu türlerin tümünün yer aldığı bir yayın çıkarılamamıştır Gökoğlu, Türk Etnografya Dergisinde bu derlemesinden yalnızca Kastamonu Ekmekleri ve Kastamonu Çorbalan adını taşıyan iki makale yayınlamıştır Ahmet Gökoğlu'nun yanı sıra ihsan Ozanoğlu'da Kastamonu Elması, Kastamonu Yemekleri vb. konularda risale tarzındaki yayınlan kaleme almış ve bir arşivleme yapmıştır.

Ahmet Gökoğlu 1967'de yayınladığı "Kastamonu Ekmekleri" adlı makalesinde Kastamonu'daki yemek çeşidinin yine o tarihlerde yapılan ve 36 ilden derlenen "Anadolu Yemekleri ve Türk Mutfağı" adlı kitaptaki yemek çeşidinden 280 adetten fazla olduğunu belirtmiştir: Bu rakamlar bile Kastamonu Mutfağının derinlere inen köklerine işaret etmektedir Genel anlamda ekmekler, çorbalar, et yemekleri, hamurlu yemekler, sebze yemekleri, tatlılar ve içecekler olarak ana başlıkları olarak ayrılan Kastamonu mutfak kültürü içinde neredeyse her ilçe de sahip olduğu bir meyve ya da başka ürünle de ön plana çıkar Neredeyse ilin geneline yayılmış Kastamonu Elması, Üryani Eriği, İnebolu Kestanesi, Taşköprü Sarımsağı, Araç Cevizi bunlara bir örnek olarak gösterilebilir.

Türk Şekerciliğinin dönüm noktası olan ve halen bu sektörün en önemli markalarından biri olan Hacı Bekir isminin Kastamonu Araç ilçesinden çıkması ve halen bu sektörde en çok hizmet verenlerin Araçlılardan olması, bunun yanında yine bir sembol haline gelen Çekme Helva yapımcılığı Kastamonu Mutfağının spesifik bir başka alanını oluşturur.

Kastamonu'da orman varlığının fazlalığı mutfak ve sofra kültürüne de yansımıştır. Kullanılan eşyaların arasında ahşaptan yapılmış saklama (tıkır, çalmaç, yayık, sepet), pişirme (yaslağaç, bisleğeç, oklağaç), tabak, çanak ve sini altlığı gibi araç gereçler oldukça yoğundur Ayrıca Tunç Çağlan'dan bu yana işletildiği bilinen Küre Ocaklarından çıkarılan bakır da Kastamonu mutfağına yansıyan önemli bir maddedir. Bakırdan yapılan, işlevsel olduğu kadar estetik anlamda da sofraları süsleyen eşyalar arasında sahan, leğenler, siniler, sürahiler, mataralar, çatal kaşık gibi örnekler sayılabilir.

0 yorum:

Yorum Gönder