Blogger templates


Sitemizi Facebook'ta Beğenin

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dağlık Karabağ İşgali

azerbaycan xeritesi isgal, azerbaycan xeritesi, karabağ işgal haritası, karabağ ne zaman işgal edildi, dağlık karabağ sorunu nedir, dağlık karabağ işgali nedir, dağlık karabağ ne zaman işgal edildi,
karabağ işgal haritası
Azerbaycan Xeritesi
Bugünlerde Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ın haddini aşan sözleri ile tekrar gündeme gelen Dağlık Karabağ işgali; yıllardır çözüme ulaştırılamamışlığıyla gönlümüzde kanayan bir yaradır. Bu sorunu fark ettiğim yaşlarda; bu konuyla ilgili birçok siteden bilgi edinmiştim. Aralarında Azeri kardeşlerimizin hazırladığı siteler de vardı. Fakar o sıralarda; Zaman Gazetesi'nin bu bölgeye gidip, bir haftalık bir yazı dizisi halinde oralarda yaşanan sıkıntıları kaleme alması; benim için bulunmaz bir nimet olmuştu. Şimdi arşivimde sakladığım bu yazıları; kardeş ülke Azerbaycan için yayımlama ihtiyacı duyuyorum. Ermeniler sakın bu konuyu unuttuğumuzu düşünmesinler... Eğer onlar yeni nesillerine savaş ve yeni işgal çağrıları yapıyorlarsa bilsinler ki; biz Mustafa Kemal Atatürk'ün ünlü vecizesi "Yurtta sulh, cihanda sulh"ten asla vazgeçmeyiz. Çünkü yine Atatürk'ün deyişiyle; "Zorunlu kalmadıkça harp; bir cinayettir." Ama; zorunlu kalmadıkça...

DAĞLIK KARABAĞ SORUNU
Karabağ sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında oldukça uzun bir tarihî geçmişe sahiptir. Halen bir çözüme kavuşturulmayı bekleyen Karabağ sorunu, katliamlar, yerinden edilmeler gibi ciddi insan hakları ihlallerine sebep olmuştur.

Karabağ, Azerbaycan’daki Kür ve Aras ırmakları ile şu anda Ermenistan sınırları içinde bulunan Gökçe Gölü arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşmaktadır. Bu bölge, Azerbaycan’ın diğer bölgeleri ile Ermenistan ve İran topraklarını kontrol edebilecek bir noktada bulunması nedeniyle jeopolitik öneme sahiptir. Ancak Karabağ ile Dağlık Karabağ ifadeleri aynı bölge için kullanılmamaktadır. 18.000 km2 yüzölçümüne sahip Karabağ’ın sadece 4392 km2’lik kısmını Dağlık Karabağ oluşturmaktadır. Karabağ; Ağdam, Terter, Yevlah, Füzuli, Beylegan, Kubatlı, Cebrail, Mingeçevir, Ağcabedi, Hocavend, Şuşa, Hankendi, Laçın, Kelbecer, Hanlar, Gorus, Akdere, Berde, Zengezur ve Had-rut rayonlarından oluşurken Dağlık Karabağ; Hankendi merkez olmak üzere Şuşa, Akdere, Hadrut, Hocavend ve Askeran rayonlarından oluşmaktadır.

Uzun bir tarihe sahip olan “Karabağ Sorunu”, 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılma sürecine girdiği dönemde Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Dağlık Karabağ üzerindeki hak iddiaları burada nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları kabulünden yola çıkmaktadır. Ermenilerin mevcut durum itibariyle Dağlık Karabağ’da çoğunluğu teşkil ettikleri bir gerçektir. 1989 sayımına göre Dağlık Karabağ nüfusunun %75’i Ermenilerden, %25’i Azerilerden oluşmaktadır. Ancak burada Ermeni sayısının artmasının temel nedeni Rusya’nın Kafkaslarda izlediği politikadır. Ayrıca Rusya için Kafkasya politikasında Ermenistan ve genel anlamda Ermenilerin vazgeçilmez oluşu Ermenilerin Dağlık Karabağ tezini güçlendirmektedir.

Diğer taraftan Azerbaycan, Dağlık Karabağ bölgesinin hukuki ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu ileri sürmektedir. Aslında bu bir iddiadan öte uluslararası hukuk tarafından da desteklenen bir durumdur. Ancak Azerbaycan bu konuda sadece Türkiye’nin desteğini alırken, Ermeniler Rusya ve İran başta olmak üzere bölge ülkelerinin ve Batı devletlerinin desteğini sağlamış durumdadır. Bu nedenle Ermeniler “Büyük Ermenistan” hayalinin bir parçası olarak gördükleri Dağlık Karabağı bırakmak istememektedirler.

SORUNUN TARİHSEL KÖKENLERİ
Dağlık Karabağ hukuken bir Azerbaycan toprağı olmakla birlikte 18. yüzyıldan itibaren Rusya’nın Kafkasya’da izlediği politikaların sonucu olarak Ermenilerin bölgedeki nüfusunun artmasıyla bölge toprakları üzerinde hak iddiaları gündeme gelmiştir. Bölgede çoğunluğu elde eden Ermeniler, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını istemektedirler.

Karabağ, III. Murat zamanında Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. 18. yüzyıla kadar Safeviler ile Osmanlılar arasında sıkça el değiştiren Karabağ, daha sonra tekrar İran’a bırakılmıştır. 18. yüzyılda bölgede Penah Ali Bey tarafından Karabağ Hanlığı kurulmuştur. Karabağ Hanlığı Çarlık Rusyası tarafından işgal edildiği 1826 tarihine kadar büyük ölçüde bağımsızlığını korumuştur. Rus hakimiyeti ile birlikte bölgenin demografik yapısı hızla değişmeye başlamıştır. Çarlık Rusyası Generali Sisyanov 1805 tarihinde, Çar’a gönderdiği raporda “Karabağ coğrafi bakımdan Anadolu’nun, İran’ın ve Azerbaycan’ın kapısı sayılır” demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve burada dengeyi kendi yararlarına çevirebilmek için Müslümanların arasına Hıristiyan unsurların yerleştirilmesini önermiştir. Bu bağlamda 1825–1826 yıllarında Gacar yönetimi altındaki topraklardan (çoğunluğu günümüzdeki İran toprakları) gelen 18 bin Ermeni ve 1828’de 50 bin Ermeni (Türkmençay Anlaşması’nın 15. Maddesi Gacar yönetimi altındaki Ermenilerin bir yıl içinde Aras Nehri’nin kuzeyine, yani Rus yönetimi altındaki topraklara göç etmesini öngörmektedir) Karabağ topraklarına yerleştirilmiştir. 1828–1829 Osmanlı-Rus savaşında da Erzincan’a kadar Doğu Anadolu’yu işgal eden Rus kuvvetleri, İran’dan gelen ve sayıları 100,000’i bulan kalabalık bir Ermeni nüfusunu Erivan ve Nahçıvan bölgeleri başta olmak üzere Kafkaslara yerleştirmişlerdir. 1830’lu yıllarda Karabağ’a hem İran’dan, hem de Türkiye’den Ermeniler göç ettirilmiş ve nüfus dengesi değiştirilmeye çalışılmıştır.

Ruslar, 1828–1829 Edirne Anlaşması sonrasında Anadolu Ermenilerini ve Türkmençay Anlaşması’ndan sonra da İran Ermenilerini Kafkaslara davet ederek Karabağ’a yerleştirmişlerdir. Stratejik bir yer olan Karabağ’da çoğunluğu teşkil eden Türklere karşı Ermenileri bir güç olarak gören Ruslar, sürekli olarak Ermenileri desteklemişlerdir.

Rusların desteklemeleri sonucu bölgede sayıları artan Ermeniler, 1829–1830 yıllarında Karabağ’da bir ayaklanma başlatarak Türk yerleşim yerlerine saldırmışlardır. Ancak bölgede ciddi anlamda ilk Türk-Ermeni çatışması 1905 ihtilalinden sonra meydana gelmiştir. Bolşevik Devrimi’nin ardından bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan ve Ermenistan cumhuriyetleri, bölgenin denetimini ele geçirmek için savaşmaya başlamışlardır. 1918 yılında Karabağ Ermenileri Karabağ’da daha büyük çapta bir isyan çıkarmışlar ve Türklerin evlerine, iş yerlerine saldırmışlardır. Türk ordusunun Bakü’yü alması ve Karabağ harekatına girişmesi sonucu katliam ancak durdurulabilmiştir. Mondros Mütarekesi sonrasında Türk ordusu bölgeyi terk ederken İngilizler bölgeye girmişlerdir. Önceleri bölgede Ermeni ve Gürcülere dayalı politika izleyen İngilizler, 1920 yılında Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı olduğunu ilan etmişlerdir.

1920 yılından itibaren Karabağ Ermenileri tekrar katliamlara girişerek Karabağ’ı Ermenistan’a bağlama girişimlerini sürdürmüşlerdir. Azerbaycan kuvvetleri Karabağ’daki Ermeni isyanını bastırmaya çalışırken Sovyet Kızıl Ordusu Bakü’ye girerek Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmıştır. Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ, Nahçıvan ve Zanzegur olmak üzere üç bölge bulunmaktaydı. Azerbaycan ile Nahçıvan’ı birbirinden ayıran Zangebur, Ermenistan’a bırakıldı. Türkiye’ye komşu olan Nahçıvan ile Azerbaycan arasına bu bölgenin sokulmasının nedeni, Azerbaycan ile Türkiye’nin komşu olmasını engellemekti. Nahçıvan; daha sonra Rusya, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında alınan bir kararla özerk cumhuriyet statüsü ile Azerbaycan’ın egemenlik alanına bırakılmıştır. Dağlık Karabağ ise, 1923’te Ruslar tarafından Azerbaycan sınırları içerisine dahil edilmiştir. Sovyet yönetimi döneminde de Karabağ’ı Ermenistan’a bağlama hayalinden vazgeçmeyen Ermeniler, her fırsatta isteklerini tekrarlamış ve fikrî hazırlığı kesintisiz sürdürmüşlerdir. 1929 yılında Azerbaycan’da milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkması ile birlikte Karabağ Ermenileri, yeniden Ermenistan’a bağlanma konusunda isteklerini dile getirmeye başlamışlardır.

Qarabağ
Sen, Tanrı Dağı’nın balasısan…
Ordularımın qışlası,
Azerbaycan’ımın qalasısan…
Sen, milletime uca qalxan,
Qalx ayağa, qalx ayaxlan…
Türk milletine sen oldun yurd…
Sene yuva yapdı köçeri qurd…
Ey gögbörü, qoca qartal,
Dök al qanını, qalxanın al…
Ya azad ol, ya tamam yan…
Qalx ayağa Azerbaycan…

Karabağ İşgal Xeritesi
Ermeni diasporası, işgal altındaki Yukarı Karabağ'a para yağdırıyor

Binlerce Azeri'nin katledildiği, 800 bin kişinin mülteci durumuna düştüğü bölgeye, çeşitli yerlerden getirilen Ermeniler yerleştirilmiş. Masrafları ise diaspora karşılıyor.

Anadolu'da 1915'te yaşanan olayların 'soykırım' olarak tanınmasını isteyen Ermeni diasporası, 15 yıl önce Ermenistan'ın işgal ettiği Azeri toprağı Karabağ'a finansörlük yapıyor. Her yıl düzenli olarak gönderilen milyonlarca dolar bölgeye yerleştirilen Ermeniler için harcanıyor. Binlerce Azeri'nin katledildiği, 800 bin kişinin mülteci durumuna düştüğü işgal ise yaşanan büyük trajediye rağmen bir türlü dünyanın gündemine gelmiyor.

Ermenistan, 1992 yılında Hocalı katliamının da yaşandığı olaylar sonunda Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sini işgal etti. Karabağ, göstermelik bir referandumla bağımsızlığını ilan etti. Ermenistan dahil hiçbir ülkenin resmen tanımadığı Karabağ'da bugün bir tek Azeri bile yaşamıyor. Doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalan 800 bin Azeri halen mülteci konumunda.

Karabağ'a ulaşım sadece Erivan üzerinden yapılabiliyor. 330 kilometrelik Erivan-Hankendi (Stepanakerd) yolu 6 saat sürüyor. Ermenistan-Azerbaycan sınırında derme çatma bir askerî geçiş noktası var. Ne pasaport, ne izin belgesi soruluyor. Karabağ ve işgal edilen topraklar, Ermenistan'ın uzantısı halinde. Yol üzerinde karşılaştığımız ilk Azeri köyü Zabuk'a Ermeniler yerleşmiş. Aralarında Gürcistan'dan getirilenler bile var. Laçin kentinde de durum farksız. Şehir yakılmış, yıkılmış vaziyette. Tahrip edilmiş tank ve askerî araçlar dışında Azerilerden hiçbir iz bırakılmamış.

140 bin kişinin yaşadığı Karabağ'ın en büyük kenti Hankendi sokaklarında dolaşırken Ermeni diasporasının etkisini hissetmemek mümkün değil. Yeni yapılan binaların üzerinde sponsor olan Ermeni asıllı Amerikalı dolar milyonerlerinin isimlerini görmek mümkün. Alek Manukyan'ın şehir merkezinde dev bir heykeli bile var. Dikkat çeken diğer bir nokta ise marketlerin raflarında Türkiye'den gelen malların bulunması.

Camiler yıkılmış, evler talan edilmiş

İşgal altındaki Şuşa şehri yıkılmış ve yağmalanmış durumda. Kentteki üç büyük camiden birinin kapısı ve pencereleri kapatılmış, yıkık minaresiyle öylece duruyor. Diğer ikisinin de bahçesinde insan boyunda otlar bitmiş. Çatıları ve içi harap halde, çinileri tamamen sökülmüş. Bahçedeki mezar taşları kırılmış. Ermeni askerler ise sınır bölgesinde sürekli eğitim yapıyor.

15 yıllık işgal, Karabağ'da Azeri izi bırakmamış

Yukarı Karabağ'da faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü temsilcisi Davit Melkumuyan. Avrupa Komisyonu'ndan bir davet alıyor. Vize için gerekli olan davetiyeyi yaşadığı yer olan Yukarı Karabağ'ın Hankendi (Stepanakerd) şehrine bekliyor. Fakat Brüksel davetiyeyi DHL ile Bakü'ye gönderiyor. Çünkü Avrupa Komisyonu da Azerbaycan ve diğer ülkeler gibi Karabağ'ı Azerbaycan'ın bir parçası olarak görüyor. Oysa Yukarı Karabağ'da yaşayan Ermeniler 1991 yılında referanduma gitmiş, Azerilerin protesto ederek katılmadıkları oylama sonucu bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Sonrasında gelişen savaşta ise Ermeniler, Karabağ ile birlikte etrafındaki 5 bölgeyi işgal etmişti. Yukarı Karabağ ile Azerbaycan arasındaki bütün bağlar kopmuştu. Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal edilmişti.

1994 yılında ateşkes ilan edildikten sonra AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) çerçevesinde müzakereler sürse de fiili durumda herhangi bir gelişme olmadı. Davit'in yaşadığı güncel sorun 15 yıldan fazla süren Yukarı Karabağ meselesindeki çözümsüzlüğün en somut göstergesi. Bugün Yukarı Karabağ'a sadece Ermenistan üzerinden ulaşılıyor. 330 kilometrelik Erivan-Hankendi (Stepanakerd) yolu 6 saat sürüyor. Büyük bölümü Ermenistan sınırları içinde geçen yolculuktan sonra Yukarı Karabağ ile Ermenistan arasında koridor görevi yapan ve işgal altında olan Laçin'e yaklaşıyoruz. Araçlar trafik polis tarafından durduruluyor. Yol talimi yapan Ermeni askerleri için kesilmiş meğer. Bu bile bölgedeki gerilimin ilk işaretlerini veriyor. Cipinden talimi yöneten komutan, askerleri güçlerinin sınırlarını zorlayarak koşturuyor.

10 kilometre sonra Laçin vadisine inip, köprüyü geçer geçmez görülen ilk şey derme çatma bir askeri geçiş noktası. Aynı zamanda işgal bölgesinin başlangıcı... Ciddi bir sınır kontrolü yok. Ne pasaport, ne izin belgesi soran var.. Karabağ ve işgal edilen topraklar adeta Ermenistan'ın bir uzantısı. Birkaç kilometre sonra hemen sağda, derenin kenarında terk edilmiş izlenimi veren bir köy var. Burası savaştan sonra Azerilerin terk ettiği Zabuk köyü. Köy perişan halde. Şanslı olan evlerin dört duvarı kalmış. Hiç kimsenin yaşamadığı düşünülen köydeki sıra sıra bal kovanları bir hayat olduğuna dair ipucu veriyor.

İlk karşılaştığımız kişi Gürcistan'dan 1995'te geldiğini söyleyen ve soyadını vermekten çekinen Grişa. 'Buraya kendi isteğimle geldim ve yerleştim. Toprakla uğraşıyorum.' diyen Grişa'ya neden buraya geldiğini sorduğumuzda, "Bir Ermeni'ye 'neden buradasın' diye sorulmaz. Çünkü bir Ermeni bir yerde doğar, bir başka yerde büyür, sonra bir yere göçer, herhangi bir yerde de ölür." cevabını veriyor. Grişa, köyü terk etmek zorunda kalmış Azerilere ait evlerden birinin etrafını çevirmiş ve sahiplenmiş. Bir odanın çatısını onararak hayatını sürdürüyor. İşgalin ardından yaşanan kaos sonrasında kendisi gibi gelenlerle 40 hane olmuşlar. Bunu yaparken de kimseye sorma gereği duymamışlar. Şu anda köyde yaklaşık 120 kişi yaşıyor. İmkan bulursa teneke levhalarla çevirdiği bahçeyi ve evin kalan odalarını da onaracağını söylüyor. Köyde konuştuğumuz ikinci kişi ise Sonya. 30 öğrencisi bulunan köyde öğretmenlik yapan Sonya, 9 yıl önce Azerbaycan Taşkesen'den gelmiş. Oradaki evi hakkında haber alamıyor. Ama Bakü'yü çok özlemiş. 'Bir gün Bakü'de tekrar yaşamak ister misin?' sorumuza ise 'Her şeyin düzeleceğine inanıyor musunuz?' diyerek umutsuzluğunu dile getiriyor.

Karabağ'ın sponsoru diaspora

Zabuk'tan yaklaşık beş kilometre sonrası Laçin. Durum yine de farklı değil. Burası bölgenin önemli merkezlerinden olduğu için başta postane binası, müze, sinema olmak üzere kentin ekonomik ve sosyal yaşamının mekanları yanmış yıkılmış vaziyette. Ayakta kalan büyük yapılar ise karakol ve hastane olarak kullanılıyor. Burada da Azerilerden herhangi bir iz kalmamış. Sağda solda Azerbaycan'a ait tahrip edilmiş tank ve askeri araçlar var sadece. Sivil binalara da el konulmuş. Karanlık olmadan Hankendi'ye varmak için tekrar yola koyulduk. 40 kilometreyi yaklaşık bir buçuk saatte alırken buralara neden 'Yukarı Karabağ' denildiğini de anlamış olduk. Çünkü sıra sıra yüksek dağlar, derin vadilerin arasından giden yol insanın başını döndürmeye yetiyor. Soğuk ve karlı dağlar arasındaki yolculuğun sonunda yemyeşil yaylalar ve güzel bir bahar akşamı bekliyor bizi Hankendi'de. 140 bin kişinin yaşadığı Karabağ'ın en büyük kenti Hankendi, klasik Sovyet mimarisinin tipik özelliklerini taşıyor. Büyük bir meydan, geniş bulvarlar, çok katlı sosyal konutlar ve kamu binaları... Dikkatlerden kaçmayacak kadar çok sayıda yeni yapılar ise beton ve cam giydirme gibi modern tekniklerle yapılmış. Hankendi sokaklarında dolaşırken Ermeni diasporasının etkisini hissetmemek mümkün değil. Çünkü anaokulundan konservatuarlarının yenilenmesine, asfalt ve yol çalışmalarına kadar her yere diaspora kaynak akıtmış. Zaten bunu anlamak için de binaların üzerlerine bakmak yeterli. Çünkü yeni yapılan kamu binalarının üzerinde sponsor olan Amerikalı Ermeni asıllı dolar milyonerlerinin isimlerini görmek mümkün. Hatta Karabağ'a en büyük yardımı yapan ve 1996'da ölen Alek Manukyan'ın şehir merkezinde dev bir heykeli bulunuyor. Diasporanın yardımları Hankendi'de bizzat görüştüğümüz tanınmayan Karabağ'ın Dışişleri Bakanı Georgi Petrosyan'a göre yılda yaklaşık 9-10 milyon doları buluyor. Bu rakam Karabağ bütçesinin üçüncü büyük gelir kaynağını oluşturuyor. Telemaraton adı verilen canlı yayınla televizyonlardan gerçekleşen program sonucunda diasporadan Karabağ için geçtiğimiz yıl 13 milyon dolar para toplanmış. Hankendi'de dikkatleri çeken diğer bir nokta da 500 dolarlık Fransız konyağının satıldığı lüks marketlerin diğer raflarında Türkiye'den ikinci ve üçüncü ülkeler aracılığıyla giden ve büyük rağbet gören Türk malları. Buralarda domatesten çaya, çoraptan buzdolabına kadar her türlü Türk malı ürünü bulmak mümkün.

Karabağ'daki Azeri malları talan edilmiş

Azeri şehirlerinden Şuşa, Yukarı Karabağ'la birlikte 15 yıldır Ermenistan'ın işgali altında. Sokaklar yanmış, yıkılmış ve yağmalanmış durumda.

Azeri malları talan edilmiş. Savaştan sonra kente yerleşen Saro Sarian, "Eskiden burada 12-13 bin Azeri ile 4-5 bin Ermeni yaşarmış. Şimdi tek bir Azeri dahi kalmadı." diyor. Kendisi de, şehri terk eden bir Azeri'nin evine yerleşmiş. Bütün planlarını Azerilerin bir daha geri dönmeyecekleri üzerine yapan Sarian, iki halkın birbirine silah sıktığını vurguluyor. Karabağ'ın harap halini sorunca, yaşanan talanı şöyle anlatıyor: "O yıllarda kış çok sert geçmişti. Hem Şuşalılar hem de gelen göçmenler Azeri evlerinin tahtalarını yakacak olarak kullandıkları için bu evler penceresiz ve çatısız kaldı." Ermeni işgalinden sonra Şuşa'daki Azeri evleri, tutanın elinde kalmış.


Yukarı Karabağ'la birlikte 15 yıldır Ermenistan'ın işgali altında bulunan Azerbaycan kentlerinden Şuşa'dayız. Yanmış, yıkılmış ve yağmalanmış sokaklar... Talan edilmiş Azeri malları... Ustaca üflenen bir klarnetten yayılan içli bir Azeri melodisi çalınıyor. Ses, içinde tarihî bir konağın bulunduğu geniş avlunun kapısına kadar götürüyor. Açılan kapı, bahçede eski güzel ve neşeli günlerinden bir şey kalmadığı izlenimi veren havuza çıkıyor. Pencerede duran delikanlıya klarneti kimin çaldığını sorduğumuzda "Abim; isterseniz içeri girin" diyor. Tahta merdivenleri çıkıyoruz. Beyaz ve aydınlık bir sofadan geçerek salona davet ediliyoruz. Klarnet sesini duyup geldiğimizi söylediğimizde yüzü kızarıyor Razmik'in. Razmik Harutunyan, 23 yaşında bir müzik öğretmeni. Bakü'de doğmuş. Dedeleri Şuşalı. Bakü'den ayrıldığında beş yaşında olduğunu; ama hâlâ mahallesine götürseler evini bulabileceğini söylüyor. 1992 yılından beri Şuşa'da dedelerinin evinde yaşayan Razmik'in bir erkek, bir de kız kardeşi var. Anne ve babası doktor. Babası aynı zamanda müzisyen. Üç gün sonra katılacağı düğün için provalar yaparken kulağımıza çalınan melodinin adının 'tarekema' olduğunu anlatıyor. Genelde Azeri mi, Ermeni mi şarkıları çaldığını sorduğumuzda "Şarkılar birbirine karışmış. Bu coğrafyanın ortak malı." cevabını veriyor. Ardı ardına bazısı neşeli, bazısı hüzünlü Azeri şarkılarını çalarken yüzünde uzaklardan da olsa fark edilmiş olmanın getirdiği mutluluğu hissediyoruz. Kardeşine yaptığı göz işareti sonrası ise birkaç dakika içinde hazırlanmış masaya buyur ediliyoruz. Masada Azeri usulü demlenmiş taze çay ile birlikte bir gün önceki paskalya bayramı için boyanmış yumurtalar bize, bu coğrafyada farklı tatların hâlâ yan yana olabileceğini gösteriyor.

Kardeşe kardeş kanı döktürdüler

Şuşa sokaklarında Razmik'in hüzünlü türküleri kulağımızdan hiç gitmiyor. Şehir merkezinde üç büyük cami var. Birinin kapısı ve pencereleri kapatılmış, yıkık minaresiyle öylece duruyor. Diğer ikisinin ise şerefeleri tahrip olmuş. Bahçesinde insan boyunda otlar bitmiş. Çatıları ve içi ise harap halde. Çinileri tamamen sökülmüş. İçine yağmur suları damlıyor. Bahçedeki mezar taşları ise sahipsizliğin anıtları adeta. Kırılmış, yerlerinden sökülmüş. Caminin talan edilmiş külliyesinden geçerken karşımızda yaşlı bir adam beliriyor. Meğer mimarmış. Yıllarca Azerbaycan'da çalışmış. Bakü'de birçok yapıda imzasının olduğunu anlatıyor övünerek. "Azerbaycan'da benim hangi milletten olduğuma değil, yaptığım işe bakıyorlar ve büyük hürmet gösteriyorlardı." diyor kusursuz Azeri Türkçesiyle. "İnsanın yaptığını insanın yıkmış olmasını anlayamıyorum." diyen yaşlı mimar, 'Burası bana sadece üzüntü veriyor.' diyor. "Pis millet yok, pis insan var. Yahşi millet yok, yahşi insan var. Kardeşe kardeş kanı döktürdüler." diyerek yıkıntılar arasında gözden kayboluyor.

Dikkatlerden kaçmayan bir başka ayrıntı; Şuşa'daki insanların kadın erkek demeden askeri kamuflaj giymeleri. Bu, Şuşa'da ve Yukarı Karabağ'da hâlâ savaş hali devam ediyor izlenimi veriyor. Sokakta elinden tuttuğu çocuğu ile bakkala girerken görüntülediğimiz kadın içeri girdikten hemen sonra sivil giyimli, deri montlu ve bıyıklı bir kişi yaklaşıyor. FBI edasıyla kimliğini çıkarıp izin belgelerimizi soruyor. Azerice anlaştığımız polis hiçbir şey sormadan sadece izin belgesindeki bilgileri cebinden çıkardığı küçük blok nota kaydediyor. Bir sorun olup olmadığını sorduğumuzda, 'Ben görevimi yapıyorum.' diye kestirip atıyor. O notunu alırken dikkatimizi şehrin merkezinde bulunan üç camiden en büyük olanının çatısında üniformalı kişiler çekiyor. Vakit kaybetmeden gidip minarenin merdivenlerinden caminin çatısına ulaşıyoruz. Biri rütbeli olmak üzere askerler ve işçiler ellerinde küreklerle kubbelerin üzerini temizliyor. İçlerinde yetkili olanı, İran'dan gelen kaynaklarla burayı restore edeceklerini söylüyor. Ama caminin viran hali, işin hiç de kolay olmadığını gösteriyor. Ev, işyeri ile otel projeleri ve sosyal konut gibi projelerle adını duyuran Manuşak Balayan, Şuşa'daki tahribatın Sovyet döneminde başladığını öne sürüyor. O dönemde de camiler başta olmak üzere birçok tarihî bina depo olarak kullanılmış. Şimdiki projesi ise sayımı yapılan Şuşa'daki tarihî eserlerin ayrıntılı bir envanterini çıkararak fotoğraflı bir albüm haline getirmek. Yukarı Karabağ Kaçkınlar ve Göçkünler Örgütü Başkanı Saro Sarian, Şuşa'daki nüfus dengesinin son 15 yılda nasıl değiştiğini anlatıyor. Savaştan önce Şuşa'da 12-13 bin Azeri ile 4-5 bin arasında Ermeni'nin yaşadığını belirten Sarian, şimdi şehirde tek bir Azeri'nin dahi kalmadığını söylüyor. Kendisi de eşi ve iki çocuğu ile birlikte şehri terk eden bir Azeri'nin evine yerleşmiş. Sahibi ölen evin Bakü'de yaşayan Azeri mirasçılarına evin fotoğraflarını göndermiş.

Saro Sarian da bütün planlarını Azerilerin bir daha geri dönmeyecekleri üzerine yapmış Karabağ'daki diğer Ermeniler gibi. İki halkın birbiriyle savaştığını, silah sıktığını anlatıyor. Kendisi de doğup büyüdüğü Bakü'ye dönmeyi düşünmüyor. Okuldan dönen çocuklarına kendileri için yaptığı odayı gösteriyor. Eşi ise durumdan hiç memnun değil. Saro, bunu, "Benim avrat kozmopolit sevir. O yüzden Bakü'den sonra Şuşa'ya alışamadı." diyor. Karabağ'ın harap ve viran halini sorduğumuzda ise Saro Sarian, yaşanan talanı şöyle anlatıyor: "O yıllarda kış çok sert geçmişti. Hem Şuşalılar hem de gelen göçmenler Azerilerin evlerinin tahtalarını yakacak olarak kullandıkları için bu evler penceresiz ve çatısız kaldı." Şuşa'nın Ermenilerin eline geçmesinden sonra Azeri evlerinin tutanın elinde kaldığını anlatan Sarian, o günlerde 'bu evi ilk sen aldın, ben aldım' kavgaları bile yaşandığını söyleyerek yaşanan talanı ve yağmayı dolaylı olarak gözler önüne seriyor.

Ermeniler, 1987 yılında harekete geçti

Uluslararası toplumun çözüm bulmakta isteksiz davrandığı Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarına ilişkin sorun Sovyetler Birliği'nin son yıllarında kendini göstermeye başladı. İşgalin tarihi seyri şöyle gerçekleşti:

1987: Ermeniler, Yukarı Karabağ'da çoğunluğu oluşturdukları gerekçesiyle Ermenistan'a katılma talebiyle Moskova'ya başvurdu.

1988: Azerbaycan'ın Sumgayt kasabasında Azeriler ile Ermeniler arasında çatışma çıktı. 32 Ermeni, 6 Azeri hayatını kaybetti. Yukarı Karabağ sorununun yol açtığı çatışmalar sebebiyle Azeriler Karabağ'ı, Ermeniler de Azerbaycan'ı terk etmeye başladı.

1990: Sovyet birlikleri Ermenileri korumak bahanesiyle Bakü'ye gelerek 143 kişiyi katletti.

1991: Azerbaycan, SSCB'den bağımsızlığını kazandı. Yukarı Karabağ yönetimi, sözde referandumla tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti. Karabağlı Azeriler referandumu boykot etti.

1992: Ermeni kuvvetleri, Karabağ'da bulunan Hocalı'da 613 sivil Azeri'yi katletti. Karabağ etrafındaki Azeri bölgeleri işgal edilmeye başlandı.

1994: Karabağ ve etrafındaki beş bölgenin (Azerbaycan'ın yüzde 20'si) Ermenistan güçleri tarafından işgali tamamlandı. Azerbaycan ve Ermenistan, Rusya'nın arabuluculuğu ile ateşkes ilan etti.

1994: Ermenistan, Azerbaycan ve Yukarı Karabağ'daki Ermeniler, ateşkese uyacakları ve sorunun müzakere yoluyla çözülmesini kabul ettikleri taahhüdünde bulundu. Avrupa Güvelik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) soruna el koydu. Sorunun çözümü için AGİT çerçevesinde yıllardır devam eden görüşmelerden hâlâ sonuç alınmış değil.

Azerbaycan'ın güçlenmesi Karabağ Ermenilerini kaygılandırıyor

Azerbaycan'ın Karabağ'daki oldubittiyi kabul etmemesi ve son zamanlarda yaptığı milyar dolarlık silah alımları Ermenileri korkutuyor. Ekonomik ve siyasi açıdan bakıldığında Ermenistan ve Karabağ ile Azerbaycan arasında giderek kendini hissettiren asimetrik güç dengesi bu endişeleri derinleştiriyor.

Ermenistan'ın işgali altındaki Karabağ, ekonomik olarak Erivan ve diasporaya bağımlı. Ermeniler, ABD'nin de her yıl insani yardım adı altında bölgeye 5 milyon dolar aktardığını ifade ediyor.

Ermenilerin 15 yıldan beri işgal altında tuttuğu Azeri toprağı Karabağ'a ilişkin sorunun çözümü konusunda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde sürdürülen çabalardan bir sonuç alınabilmiş değil. Bölgeyi ziyaret ederken, Karabağ'ın geleceğinin ne olacağını soruyoruz. Hankendi'de görüştüğümüz tanınmayan Yukarı Karabağ yönetiminin 'Dışişleri Bakanı' Georgi Petrosyan, 1990'da Karabağ'ın referanduma gittiğini, bunun sonucunda katılanların yüzde 99,9 ile bağımsızlığı tercih ettiklerini iddia ediyor.

Referandumu Azeri nüfusun boykot ettiğini hatırlattığımızda ise 'Referanduma onları da davet ettik' demekle yetiniyor. Şu anda Karabağ'da yaşayan nüfusun 147 bin olduğunu, Azeri nüfusun tamamının bölgeden ayrıldığını söylüyor. Bölgede hiçbir Azeri'nin kalmamasının bir tehcir veya etnik temizlik olup olmadığını sorduğumuzda ise Petrosyan, bunun sadece bir göçmenlik sorunu olduğunu iddia ediyor.

Georgi Petrosyan, bölgenin bugünkü ekonomisinin tamamen Ermenistan'a ve diasporaya bağlı olmasını ise sorun olarak görmüyor. Kredi olarak alınan yardımların ödenmemesi halinde ne olacağını sormamız üzerine, 'Ermenistan bizi affeder' diyor. Fakat Karabağ'ın sorunu ekonomik olmaktan çok siyasi. Belirsizlik bölgenin istikrarsızlığı ile birlikte geleceğe dönük korkuları da körüklüyor. Azerbaycan'ın Karabağ'daki oldubittiyi kabul etmemesi ve son zamanlarda yaptığı milyar dolarlık silah alımları Ermenileri korkutuyor. Ekonomik ve siyasi açıdan bakıldığında Ermenistan ve Karabağ ile Azerbaycan arasında giderek kendini hissettiren asimetrik güç dengesi bu endişeleri daha da artırıyor.

'Amerika her yıl 5 milyon dolar gönderiyor'

Uluslararası platformda Ermenistan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmayan Yukarı Karabağ'ın Erivan başta olmak üzere Rusya, Fransa ve Lübnan'da temsilcileri var. Amerika'da bu mümkün olmadığı için 'temsilcilik' sivil toplum örgütü olarak faaliyet gösteriyor. Fakat Erivan temsilcisi Garlen Avedisyon, bunu dert etmediklerini şu önemli bir bilgiyi vererek anlatıyor: "Amerika resmen bizi tanımıyor; ama kongre bütçesinden insani yardım olarak Karabağ'a her yıl 5 milyon dolar gönderiyor."

1997-1999 arasında Karabağ'ın sivil toplum örgütü çatısı altında Amerika temsilciliğini yapan Tevan Poghosyan, döndükten sonra bölgedeki sorunlara Batılı bir yaklaşım ile çözüm bulmak için bir sivil toplum örgütü kurmuş. International Center for Human Development, Ermenistan'da en aktif çalışan think tank kuruluşu olarak öne çıkıyor. "Bölge ülkeleri arasındaki sorunların çözümü için birebir ilişkiler kurulması gerekiyor.'' diye söze başlayan Poghosyan, dolaylı ve başka ülkelere endeksli siyasetin durumu daha da çıkmaza soktuğunu öne sürüyor. Poghosyan, Karabağ sorununun öneminin ilgili ülkelerde seçim döneminde ortaya çıktığını ve propaganda malzemesi olarak kullanıldığını savunuyor. Poghosyan'a göre Karabağ sorununun çözümünün zorluğu, Azerbaycan ve Ermenistan tarafından yapılan önerilerin birbirinden 180 derece farklı olmasından kaynaklanıyor.

Ermenistan'ın fiili işgalinin sorunu çözümsüzleştirdiğini hatırlattığımızda ise Erivan'ın amacının bu bölgede büyümek olmadığını, diğer Azeri topraklarının Karabağ'ın etrafında güvenlik bölgesi amacıyla işgal edildiğini savunuyor. Tevan Poghosyan, Ermenistan'dan 200 bin, Karabağ'dan 30 bin, Karabağ dışındaki işgal edilen bölgelerden ise 500 bin Azeri'nin Azerbaycan'a göç ettiğini belirtiyor. Bu, toplam 730 bin kişi ediyor. Oysa Azerbaycan kaynakları, evlerinden sürülen Azerilerin sayısını 950 bin olarak veriyor. Poghosyan, uluslararası standartlara göre Karabağ dışındaki işgal bölgelerinden Azerbaycan'a yapılan göçün, bir mülteci hareketi değil, bir iç göç olarak görüldüğünü iddia ediyor.

Karabağ'ın şu anda belli olmayan statüsünden dolayı karapara aklamada ve uyuşturucu ticaretinde kullanılıp kullanılmadığını konusundaki soru işaretleri kafamızı kurcalıyor. Bu konu ile ilgili şüphelere Tradition Derneği adlı sivil toplum örgütünün başkanı Valery Balayan cevap veriyor. Bir dönem bazı zenginlerin kumarhane açtıklarını; ama bunların kapatıldığını, şimdi bir tane bile kumarhane olmadığını söylüyor. Karabağlıların tutucu olduğunu söylerken, "Ermenistan dışında hiçbir yerle açık sınırı olmayan bölgenin suç trafiğinde rolü yok.'' diyor. Balayan, kurduğu dernek ile 2002'de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile Karabağ'dan gelen beşer kişilik genç gruplarını Balkar Cumhuriyeti' nde buluşturduğunu anlatıyor. Döndüklerinde gençlerin bu durumdan çok memnun olduklarını, "Azeriler de bizim gibiymiş'' dediklerini anlatarak, diyalog konusunda işbirliğinin devam etmesini istiyor.

Her sekiz Azeri'den biri mülteci

Azerbaycan'ın İmişli ilinin 1 numaralı kasabası. Etrafı sazlarla çevrilmiş bir veya iki göz odalar. Her odada en az yedi-sekiz kişilik aileler yaşıyor. Burası bir mülteci kampı.

650 ailenin çoğu, Ermenistan tarafından işgal edilen Azeri toprakları Fuzuli, Cebrail ve Zengilan'dan gelmiş. Yukarı Karabağ ve diğer işgal bölgelerinin her yerinden sakini var. Bir milyona yakın diğer mülteci gibi 15 yıldır bu hayatı yaşıyorlar. İçlerinde işlerini kuranlar, hayatını, ailesini birazcık olsun rahatlatanlar olsa da kampta hayat zor.

Sonuçta bir ayı geçirmek için kişi başına 12 kg un, 900 gram şeker, bir litre yağ ve 200 gram tuza muhtaçlar. 10 dolarlık bir para yardımı var. Yaşlılara 45 dolar daha veriliyor. Bazen uluslararası yardım kuruluşları bizzat geliyor. Muhtar Rahim Hüseyinov'un verdiği bilgiye göre yardımların gelmesiyle bitmesi bir oluyor. Çünkü nüfus fazla, ihtiyaçlar acil. Aslında en dramatik manzara bakkal Elsever Hüseyinov'un veresiye defteri. 3 bin dolardan fazla alacağı olan Hüseyinov, yine de şikâyetçi değil. "Olsa verecekler." diyor. "Kaçkının evi yarım olur ay oğul, buyur gel." diye davet ediyor bizi 71 yaşındaki Ahmet Muharremov. Eşi, oğlu, gelini ve yeni doğan torunu ile birlikte yaşıyor derme çatma kulübesinde. O bir göçkün. Çünkü işgal edilen yerlerden gelenlere göçkün, Ermenistan sınırları içinden gelenlere ise kaçkın deniliyor. Sadece yardımlarla geçindiklerini anlatıyor. Kendileri için sosyal konutlar yapıldığını hatırlattığımızda ise oralı bile olmuyor. "Fuzuli!'' diyor başka şey demiyor. Doğduğu topraklara döneceği günleri bekliyor.

'Kurtlar Vadisi Karabağ' da çekilsin

Okul ise kampın tam ortasında. Prefabrik okulda 174 çocuk var. 24 öğretmenin hepsi de işgal edilen topraklardan gelmiş. Tıpkı 30 yıllık öğretmen Aslı Sadıkova gibi. Aslı öğretmen yine de her sabah öğrencilerinin karşısına başı dik, vakarlı ve şık olarak çıkıyor. Çünkü mülteci kampında da olsa o bir öğretmen. Öğrencilerin hepsi sürgünde dünyaya gelmişler. Karabağ'ı sadece haritadaki yerinden ve fotoğraflardan tanıyorlar. Ve büyüklerinden ve öğretmenlerinden bir gün geri dönecekleri hikâyeleriyle büyüyorlar. Ama 10 yaşındaki Elşen Şahlarzade gibi daha aceleci olanlar da var. ''Kurtlar Vadisi'' dizisinin kahramanlarının yer aldığı tişörtüyle dikkati çeken Elşen "Polat, Karabağ'ı da kurtaracak.'' diyor. Sonra anlıyoruz ki buradaki büyük küçük demeden herkes Polat hayranı. Hem diziyi bölüm bölüm biliyorlar, hem Kurtlar Vadisi Irak'ı izlemişler. Şimdi 'Kurtlar Vadisi Karabağ'ı bekliyorlar. Polat buralara da gelsin istiyorlar.

8 milyonluk Azerbaycan'da her sekiz kişiden biri mülteci olduğundan Karabağ denince akan sular duruyor. Üç Nokta Gazetesi'nin Yayın Yönetmeni Hoşgedem Bahşaliyeva, çocukluğunda taş sokaklarında taş sektirdiği günleri anlatırken gözleri doluyor. "Karabağ'ın bir tek taşını, en güzel saraylara, şatolara değişmem." diyor. Karabağ için yazdığı şiirlerden mısralar okuyor. Komünizm döneminde kendisinin Türk olduğunu bir Ermeni'den öğrendiğini söyleyen gazeteci Hacı Numanoğlu ise önceleri bunun bir suç olduğunu söylüyor. "Şimdi tek isteğim Karabağ'ı görmek." diyor. 81 yaşındaki ninesinin de hacda tek duasının aynı olduğunu anlatıyor. Herkes kamplardaki gibi şanslı değil. Bir de yıllardır İmişli tren istasyonundaki atıl vagonlarda hayat mücadelesi verenler var. Ermenistan yönetimi, "Propaganda için vagonlarda tutuyorlar. Amaçları daha fazla uluslararası yardım almak.'' dese de, durum farklı. Azerbaycan yönetimi bütün kaçkın ve göçkünler içinde önceliği burada yaşayanlara vermiş. Daha önce binlerce mültecinin yaşadığı vagon evlerde şimdi 100 kadar aile kalmış. Diğerleri daha sağlıklı sosyal konutlara geçmiş. Zemin İseyeva da gitmek için sırasını bekleyenlerden. Üç çocuğu ve kalp hastası bir eşi var. En büyük sorun su. Taşıma su ile vagon-evinin temizliğini yapmak zorunda. Ama o bütün zorlukların arasında gözünün bir ucuyla Türk televizyonlarını izliyor. Zor anlarında, duvarına fotoğrafını astığı Sibel Can'ın şarkılarını dinliyormuş Zemin Hanım. Küçük yerleşim yerlerinde durum böyleyken büyük şehirlerde, özellikle de Bakü'de mülteci olmak daha zor. 7-8 katlı büyük kamu binası inşaatlarına rastgele yerleşen göçkünler ve kaçkınlar, odaları kendileri bölmüş, kapı ve pencereleri iliştirmiş. Her katta ortak kullanılan tuvalet ve banyolar var. Koridorlar ise ambar ve mutfak. Yemekler piknik tüpleriyle ortalıkta pişiriliyor. Tiflis Caddesi'ndeki tarım bakanlığına ait 7 katlı binada 185 aile ve binden fazla nüfus yaşıyor. Bölgede buraya benzer 12 bina var. Geçim sıkıntısı had safhada. Ama en büyük sorun salgın hastalık tehlikesi. Sadece pazartesi ve perşembe günleri su veriliyor.

Sürgünde bir futbol kulübü: KARABAĞ AĞDAM

Her sekiz Azeri'den birinin kaçkın ve göçkün olduğu Azerbaycan'da sadece insanlar değil, kurumlar, kuruluşlar, hatta futbol takımları bile mülteci. Kurulduğu topraklar işgal edildikten sonra dağılma tehlikesi yaşaşan "Karabağ Ağdam" sürgünde bir futbol takımı olarak hem ayakta kalma mücadelesi veriyor hem de hemşehrilerine moral kaynağı oluyor. Çalıştırıcısı yakından tanıdığımız bir isim: Rasim Kara. Teknik kadrosundan malzemecisine kadar Karabağlı. Fakat futbolcular bütün Azerbaycan'dan. Takımda oynayan futbolcuların bazıları da Rauf Aliyev gibi Karabağlı. Küçük bir çocukken doğduğu topraklardan ailesiyle birlikte gelen Rauf, Fuzulili. Tek amacı, 'şampiyonluk ve özgür bir Karabağ". Turan takımıyla yaptığı maçta izlediğimiz ve tribünden taktik aldıkları odaya kadar eşlik ettiğimiz Karabağ Ağdam'da Türkiye'den transfer bir futbolcu da var: Hakan Demir. Karabağ sorunuyla burada yüzleşmiş. Antalya, Altay, Gençlerbirliği, Bursa gibi birçok takımda forma giyen Hakan, "Maalesef Türkiye'de kimse Karabağ sorunu hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Amacımız şampiyonluk ve Azerbaycan'ı uluslararası karşılaşmalarda temsil etmek. Karabağ'ın adını futbolla da olsa bütün dünyaya duyurmak." diyor. Rasim Hoca ise gelir gelmez kurduğu genç ve yetenekli kadroyla bütün yatırımı gelecek yıla yapıyor. Azerbaycanlı 17 ve 15 yaş altı milli futbolcuları bünyesine katan tecrübeli hoca, adından söz ettirecek bir takım için çalışıyor. "Karabağ'dan gelen bir milyon insan var. Çok zor ve çetin şartlarda yaşıyor. Öncelikle onları sevindirmek istiyoruz. Planlarımız arasında futbolcularımla birlikte kamplara gitmenin de yer aldığı, oradaki çocuklara ve gençlere dönük moral programları da var." diyor. Karabağ Ağdam'ın uluslararası platformda flaş bir ekip olması ve bir gün gidip Karabağ'da çalışmak en büyük hayali.

Azersun adlı Türkiye kökenli bir şirket tarafından sponsorluğu yapılan ve ambleminden formalarına kadar çağdaş bir ekip görüntüsü veren Karabağ Ağdam'ın en büyük kozu ise seyircisi. "Kışkırmayan Karabağlı değil" diyerek tribünleri tezahürat yapmaya çağırıyorlar. Belki de tek moral kaynakları olan takımlarıyla gurur duyuyorlar.

'Bu yaz çadır ve vagonlarda hiçbir mülteci kalmayacak'

Azerbaycan'ın 68 reyonunda (il) bin 650 kamp bulunduğunu ve buralarda 50 bini Ahıska Türkü olmak üzere 950 bin kaçkın ve göçkün olduğunu söyleyen Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Ali Hasanov, aynı zamanda ilgili devlet komitesinin de başkanı. Mültecilerle ilgili bütün bilgi ve organizasyon faaliyetlerini kendisi koordine ediyor. Hasanov, "Bütün uluslararası kuruluşlar ve ülkeler Yukarı Karabağ'ı Azerbaycan toprağı olarak tanımasına rağmen 15 yıllık işgale göz yumuyorlar." diyor. 1995'te 75 milyon dolar uluslararası yardım alan Azerbaycan devletinin bunun sadece 1 milyon dolarını mültecilere ayırabildiğini, bugün ise durumun tersine döndüğünü ifade ediyor. Geçtiğimiz yıl uluslararası kuruluşlardan 25 milyon dolar yardım alan Bakü, mültecilere 220 milyon dolar kaynak aktarmış. Bunun 120 milyon doları petrol fonundan aktarılmış. Ülkenin artan petrol gelirlerinin yardımlara daha fazla yansıyacağını söyleyen Hasanov, birkaç yıl içinde sağlıksız şartlarda hiçbir kaçkın ve göçkünün kalmaması için çalıştıklarını ifade ediyor. Çadır ve vagonlarda yaşayanları bu yaz yapılan sosyal konutlara taşıyacaklarını ekliyor. İlgili birimler, bir yandan da barışın sağlanması veya toprakların geri alınması durumunda yapacakları entegrasyon projelerini yürütüyor. Bu amaçla, işgal altındaki topraklarda bulunan 60 milyar dolarlık özel ve kamu emlakının akıbetini takip ediyorlar.

Kaynak: Zaman Gazetesi


Bu Konular da İlginizi Çekebilir
Hocalı Katliamı 26 Şubat 1992
Qarabag Yarası (Azerice)

0 yorum:

Yorum Gönder